Merak edenleriniz vardır değil mi? Sahi Ekosistem, Ekoloji, kısaca Eko nedir?

| 2 Ağustos 2011 Salı

Yeşili tüketip betonların arasında sanal dünyalarımızda yaşayalı beri bir yeşildir, ekodur, ekolojidir, ekosistemdir gidiyor. Hep beraber bu yeni akımın rüzgarındayız. Yok olma korkusu bürüdü hepimizi. Çevreci hareketler, çevreci yürüyüşler, yeşil barışçılar, yeşilin aslını arayanlar. Kısacası bizler. Bir şeylerin doğru gitmediğini fark edip aramaya çıkanlar, dengeyi yeniden yakalamanın tek gerçek olduğuna delice çekilerek değişimin neresinden başlanacağını bilemeyenler. Doğaya dönüş, Doğayı Koruma, Doğa İçin El Ele sloganları ile savrulanlar.

Bütün çabaların içinde tek bir gerçek için bir an durup düşünme zamanı gelmiş gibi.

Her şeyin bir Dharması-Doğası var.

Ekosistem-Eko 1Sanskrit dilinde Dharma birçok manaya gelse de burada Evrensel Doğa Yasalarından bahsederken kullanacağım bu kelimeyi.Her şeyin bir Dharması var. Kendine has bir yapısı, sistemi ve bu doğanın, sistemin diğer sistemlerle bağlantısı, her birinin kendisi ve sonsuz diğerleri ile olan uyumu.

Dharma, doğa; canlı cansız, akışkan, katı, 5 elementin ve enerjilerinin dans ve oyun alanının dengesi.

Kadim Yoga inanışına göre tüm evren bir ve birbirine bağlı. Öyle ise eğer birinin dengesizliği hologramda tüm diğerlerini etkileyebilecek güce sahip.

Şimdilerde bu dans alanındaki tüm oyuncuların kendileri ve birbirleri ile etkileşirkenki dengeli uyum oyununa Latin kökenli bir kelimeden türemiş “Ekosistem” deniyor.

…‘’Belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik sistemlere ekosistem denir. Ekosistem aynı zamanda bir besin ağı ile şekillenmektedir. Ekosistem, küresel ölçekte bir düzeni ifade etmekle beraber yerel ve korunaklı bir sistemin varlığına da atıfta bulunabilir. Örneğin eğer söz konusu ekosistem bir tarım alanı içinde gelişiyorsa buna agroekosistem adı verilir. Karşılıklı olarak madde alışverişi yapacak biçimde birbirlerine etki yapan organizmalarla (biyotik), bitki ve hayvanların birbirine eklemlendiği ve ayrıca kaya, toprak gibi fiziksel çevre faktörlerinin (abiyotik) bir arada bulunduğu herhangi bir doğa parçası bir ekosistemdir. Ekosistem yaklaşımı, bireysel organizmalar ya da topluluklardan çok tüm alanın işlevlerinin nasıl olduğuyla ilgilenir. Bir alandaki organizmalar ve cansız çevreleriyle olan ilişkilerine bakar. Bir ekosistem, temel olarak abiyotik maddeler, üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılardan oluşur. Ekosistemlerde yaşam, enerji akışı ve besin döngüleriyle sürer. Açık bir sistem olan ekosistemde, enerji ve besin giriş-çıkışı süreklidir.’’(Vikipedia)

Görüldüğü gibi Eko-sistem varoluşu bütün bir sistem olarak kabul etse de zıtlıkların gözünden bakar. Canlı-cansız, biotik-, a- biotik gibi bir bakışı varken dharma canlı cansız ayırımı yapmaz. O işin akıştaki dualitik doğasını bütüngörür, oluşun dengesi ile ilgilenir. Ona göre her şey yaşayan, titreşen uyumlu, enerjiden ve doğasından ibarettir.  Birdir, bütündür.

İnsanı da kapsayan bu eko-sistem bu aralar dengesini mi kaybediyor?

Yoksa insan kaybettiği dengesini bulmak için yeniden özüne dönmek zorunda olduğunu mu fark ediyor?

Eko’nun sisteminin bir mantığı olduğu kabulü ile onun dengesi içindeki yerini; Eko-lojik yapısını mı arıyor?

Eko demişken Latin dili mini sözlüğümü karıştırdım. Ses uyumlu kelimelere baktım. Bulduklarım bugün kullandığımız eko kelimesini derinden anlamamız için önemli geldi gözüme.

Paylaşıyorum:

Echo: Lat: resono-are: İng: to re sound. Tr: çınlamak, ses vermek, sesle dolmak, yankılamak; yayılmak, yaygın olmak.

Echo: İng: Wood nymph Tr: orman perisi

Ecquando İng: ever. Tr:  ebedi, daima, her zaman, durmadan; herhangi bir zamanda.

Ecquo: İng: anywhere. Tr: herhangi bir yere veya yerde, her yere, hiç bir yere.

Dengesini kaybeden insanın doğal algı yapısı mı, yoksa ekosistem mi acaba?

Ekosistem - Dharma 2Başlangıçta Dharma demiştik; Evrensel Doğa Yasaları. Bu doğa yasalarını izleyen “Kadim Uygarlıkların” yazı öncesi şekilsel anlatımları ve bilgileri yanında “Yazılı tarih”’ kendi iç doğası ile dış var oluş arasındaki uyumu anlatmakta yetersiz kalmış, bir şeyleri dışarıda bırakmış gibi geliyor bana.

Bin yıllardır bir ayrılık, kopukluk var gibi. Oysa insan çevresinde olan bitenden kopuk değil.

Onca savaş, onca hırs, onca aç gözlü davranış, onca kıyım, kadını cadı diye yakış, atom bombasını yerin altında -üstünde patlatarak ararken, amazonu keserken verilen zarara kör kalış, ötekileştirmek, sınırlar, mavi kan, beyaz atlı prens efsaneleri, altın savaşları, petrol savaşları, su savaşları, kısacası güçsüzlüğü reddedip binyıllardır süren güç savaşları. Tıka basa biriktirmek, gelecek korkusu tüm bunlar evrensel akışın düzeninin dışına kaçmış bir bilincin yansımaları; geçmiş aksiyonların re-aksiyonları olmasın sakın.

Olan biten tümü etkiliyorsa evrensel denge devreye girecektir elbet.

Dengesi bozulan ekosistem değil ,insanın algısı ne yazık ki. Kendini doğadan ayırıp, doğaya hükmedeceği yanılgısına düşen minimini egosu ile insan. Davranışlarında ayıran, bölen, aslında bütünü görebilen sevgi bilincinden ayrıya düşmüş korku bilincinde takılı kalmış olan insan.

Dışarıda kimse olmadığı gibi olan biten de son derece uyum içinde aslında.

Belirttiğim gibi çoğunlukta var oluşumuzun tarihini sadece yazılı tarihte aramak gibi bir yanılgımız var.

Son 5000 yıldır ağırlıklı olarak dışarı -ete, kemiğe, maddeye- yönelmiş bilinci ile sadece gördüğüne inanmayı tercih etmiş insanoğlu. Farklı algı seviyeleri olan bir var oluşun yansıyan bir parçası olduğunu tamamen unutturmuş durumda.

Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diye bir güzel değişimiz vardır. Tamamen ayrılık bilinci ile söylenen bu söz birlik bilincinde’’ O yılan eninde sonunda sana dokunacak’’ diye cevap alırdı her halde.

Gittikçe şiddetlenen doğal felaketler, gizli tutulmuş yalanlar, artan deli şiddet durup yeniden başka bir bakış açısı ya da bilinç ile olana yargısız, sorumluluk alarak bakmayı ve bu akışın doğasını daha bütüncül görmeyi mecbur kılıyor nihayet.

Oysa nedendir bilemediğim, gizlenmiş, yok edilip yakılmış (İskenderiye kütüphanesi vb.) kadim bilgiler insan doğasındaki titreşimsel yapının evreni etkileyebilecek iç bağa sahip olduğunu söylüyor.

Olumlu titreşim, uyumlu var oluş için olumlu eylem diyor sadece.

Evrende her şey enerji, titreşiyor ve eşit enerjiler birbirini çekiyor. Ne ekersek onu biçiyoruz.

Ekosistem - Dharma 3Yeniden kelime oyunlarımıza bakalım mı?

Echo, Ecquando, Ecquo, Eko; yankılamak; yayılmak, yaygın olmak, daima herhangi bir zamanda, herhangi bir yere veya yerde, her yere, hiç bir yere.

Her aksiyonun bir re-aksiyonu vardır.

Doğamıza, doğanın doğası Dharmaya uymayan bir titreşim yarattığımızda re-aksiyonlara da hazır olmamız gerekir. Evrensel Karma Yasası böyle işler. Ne ekersek onu biçeriz. Yani bir aksiyonun re-aksiyonu söz konusudur

Tekrarı önümüze gelecektir herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, yayılarak, yankılanarak, daima. Dengesiz bir aksiyon yankı yaratır. Bu yankı yayılıcıdır. Daima var olur ve herhangi bir zamanda herhangi bir yerde, her yere yayılır ve size geri döner.

Babaanne erik yer torunun dişi kamaşır.

Burada tılsım bir kelimenin daha altını çizmişim; hiçbir yere.

Aksiyonun re-aksiyonu yeniden önümüze geldiğinde yeni duruşunuz eğer farklı algı seviyelerini fark etmiş, düşünce ve duygularınızı aşan bir bilinç seviyesinden eylemin içinde yargısız kalınarak, kabul edilerek, yaratımı serbest bırakarak izleyebildiğimizde yeni re-aksiyonlar yaratmayacağı için karma -aksiyon- yanar.  Döngü, yansıma, yayılma biter. Yani her yere olan hiçbir yere olur.

Tılsım yargısız gözlemleyebilmekte, fark edebilmekte.  Akıldan ziyade tüm beden ile orada olabilmekte.

Bu gün algısı hastalanmış insanın en büyük sorunu kocaman bir aklı ,buna karşın minicik bir kalbi kalmış olmasında. Korku egemen bu dünyada sevgiyi mumla arar olmuşuz.

Burada bir yanlışı düzeltmekte yarar var. Sevgi bir duygu değil çok yüksek bir enerjidir. Sevgi yaratıcı enerjinin ta kendisidir.Sevgi tabiatı kurtarmaya kalkmaz tabiatın kendisinin gücüne güvenir ,onunla uyumlu yaşar.Korku ayrılık bilincinin duygusudur. Ayırır, düzeltir, kurtarır.

Yunan Mitolojisinden bir hikaye: Echo ile Narkissos

Panteon, Grek dilinde  pan ve theos köklerinden türemiş bir kelime olup ‘Tanrının  birliği’ manasındadır.Ve Yunana gelinceye kadar bir sürü pan-theon  var.Hint,Kızılderili,Asur,Mısır vb…Diğerleri gibi Yunan Mitolojisinde de Tanrılar Tanrısı çapkın Zeus’un bütün ilişkileri tabiat olaylarının ya da enerjilerinin kısacası evrensel doğa kanunlarının meselleridir.

Yunan Mito-lojisinde adı Yankı manasına gelen orman perisi Ekho’ya dönüp bakalım; seçtiğim iki hikayesi var.

Ekho çok güzel, güzel sesli, kimseleri beğenmeyen bir orman perisidir (nymphe). Zıtlıkları bir eden çobanların tanrısı Pan; Ekho, aşkına karşılık vermediği için, çobanlarını onun aleyhine kışkırtır. Çobanlar bu güzel peri kızını paramparça eder ve dünyanın her tarafına onun parçalarını dağıtırlar. Bu yüzden her yerde onun kederli sesi dinlenmektedir.

Diğeri de çok farkı değil ama tamamlayıcı.

Zeus nymphelerle (orman perileri) oynaşmayı çok sever. Echo bu oynaşlarda Zeusun karısı Hera’yı oyalayan güzel sesli bir nymphe’dir. Sonunda bir gün sıra Echo’ya da gelir. Hera durumu anlar ve ona çok kızar ve cezalandırır. “Sesini keseceğim. Sen artık sadece son kelimeleri tekrarlayarak var olacaksın” der ve ondan sonra Orman perisi söze ilk başlayan olamaz artık, sadece son kelimeleri söyleyebilmektedir. Bu arada Güzel bir delikanlı olan Narkissos’a aşık olur ama cezasından dolayı ona seslenememektedir. Bir gün Narkissos koruda dolaşırken bir ses duyar. “Kimse var mı burada?” diye seslenir. Nymphe “Burda, burda” diye cevap verir. Narkissos onu göremez. Ama “Gel” diye seslenir. Echo kollarını açarak koşar ama Narkissos eski ağır tecrübelerinden kaynaklı ele geçirilme korkusuna yenik düşer ve kaçar. Aşkına karşılık alamayan yüreği yaralı peri kızımız Narkissos’un, cezalandırılması için dua eder, aşkına karşılık verilmemiştir çünkü. Duaları duyan tanrılardan Nemesis (Adaleti sağlamak için intikam almayı savunan merhametsiz bu tanrıça Yunan mitolojisinde, aşırı gurur ve ehemmiyete düşenleri cezalandıran tanrıçadır. İnanışa göre o; kinci, yapılan hata veya kötülüğün karşılığını getiren, kaderin vücut bulmuş hali, öç alıcıdır :)) bir suyun başında kendini seyreden Narkissos’u kendi yansımasına aşık eder. Yansımasına o kadar aşık olur ki sonunda ona kavuşmak için sulara bırakır kendini ve ölür Narkissos.  Ekho bunun üzerine dağlardaki bir mağaraya çekilir. O gün bugündür sadece son kelimeleri tekrarlayıp durmaktadır. :) (Görüldüğü gibi sevgi yerine korku dolu cezalandırıcı bir durum söz konusu, halbuki evrensel bir denge yasasından başka bir şey değil anlatılan.)

Tabiatı kendinden ayrı kılmış, kendini tabiatla savaşmaya adamış kendini beyenmiş insanın(Narkissos) durup  yaratımına (ekho) bakma zamanı geldi. Yarattığı ortada. Hala da sorumluluk almış değil.

Günümüz insanının Eko-lojik çabalarının ‘Doğayı korumak’ büyük burunluğundan çıkması gerekiyor. Çevre ve Koruma Organizasyonları var bu gün. Environment and Conservation Organisations. (ECO)’nun açılımına baktığınızda bunu çok net görürsünüz.

Ekosistem - Dharma 4

Oysa bu gün insanlığın ve bağlı olduğu çevrenin korunması ve belki de kurtarılması ancak kendi zihinsel şiddetini fark etmesi ile mümkün.

Çevre ile doğa ile uyumlu olmanın ne demek olduğunu anlaması için önce kendi doğasını anlaması, kendini bilmesi gerekiyor. Evrensel Dharma’yı görebilmesi için bedensel doğasının önünde zihinsel doğasını, ruhsal bütünlüğünü idrak etmesi gerekiyor.

Ancak Bedensel yapının Zihinsel yansımadan başka bir şey olmadığını idrak ettiğinde, ne düşündüğünü, ne hissettiğini görebildiğinde seçerek doğa ile uyumu yakalayabilir.

Sahi yunusları, balıkları, akarsuları kurtarmaya çabalarken niyet nereye akıyor? Korkuya mı, Sevgi mi? Düşünce, duygu ve eylemlerimiz niyetimizi şimdi ve burada ve esas Tüm’ü etkiliyorsa eğer, her gün sessiz kalıp o minimini egoları eritmek için çaba sarf edip, çok dikkat edip sorumluluk almak gerekiyor.

Çünkü hala ve ümitle Eko sessizce ve sabırla bizi bekliyor.

 

Paylaş:
Kategoriler: GÜNCEL, YAŞAM


Yorum Gönder

Yorum göndermek için kayıtlı olmalısınız. Ekolojik Rehber'e üye olmak için tıklayın.



Yazar Hakkında

Zeynep Çavuşoğlu


1958 Ankara doğumluyum.1977'de Londra'da The Christine Shaw Beauty College de Estetik eğitimim sırasında Yoga ile tanıştım.Bu süreçte tüm öğrendiklerim bir kadının kendine doğal ürünler ve yöntemlerle nasıl iyi bakacağının bilgisini kazandırmış bana. Türkiye'ye döndükten sonra reklam sektöründe uzun yıllar Creative Bölümde Casting Direktörlüğü, Yönetmen Yardımcılığı ve Prodüksyonda görev aldım. Müşteri Temsilciliği, Müşteri Koordinatörlüğü, Ajans Yönetim Asistanlığı'na kadar yükselerek satış bölümünde çalıştım. 1987'de oğlum Ali'nin doğumundan sonra doğum sonrası depresyonla başa çıkmak için yeniden Yogaya başladım. İlgimi çeken Yeniçağ hareketinin etkisi ile Alem dergisinde Bir Başka Alem başlığı altında yazılar yazdım. 2003 senesine kadar Türkiye'de Yoga'nın öncülerinden Ayzin Dörtbudak ve Kannur Akın ile B.K.S Iyengar metodu Hatha Yoga çalışmalarını sürdürdüm. Bedensel olarak aldığım eğitim zihnen daha derinlere bakmam için beni zorlamaya başladığında uzun süreli psikanaliz sürecimde Ferhan Özenen ile içsel yolculuğuma çıktım. Bu arada birikimlerimi bir merkezde toplamak fikri ile 2000 yılında bir Yeniçağ Evi açmaya karar verdim. Bedensel Zihinsel ve Ruhsal Denge için gereken eğitimlerin verileceği bu mekan gerçeğe dönüşmemekte ısrar eder gibi idi. Vazgeçip eğitime devam etme kararı aldığımda ilk büyük ekonomik kriz patlamış ve ben batmaktan işin başında kurtulmuştum. Klasik Batı Psikolojisi ve Doğu Bilgeliğinde zihin ve ruhun doğası arayışlarım beni bir süre Ruh Bilim Okulu öğrencisi olmaya itti. Sonrasında da Yoga Eğitmeni olma kararı ile Kevala International Yoga Teachers Training, Aura Wellness Center-Tamamlayıcı Sağlık Yoga Eğitimi diploması için çalıştım. Esas Klasik Yoga’nın önemini kavrayarak dünyanın önde gelen geleneksel Tantra Yoga ekollerinden birinin takipçisi olup Jyotirmayii ismini aldım. Acarya Ananda Uttama Avt’dan Meditasyon, Avathutika Anandarama Ac’dan Neo-Humanizim derslerim devam ediyor. Yoga bir yaşam şekli. Batı anlayışı ile okullarda öğretilen bir şey değil bana göre. Esas peşinde olduğum "İnsanın Doğasını anlamak için" yaşayarak öğrenilen bir disiplin. Ömür boyu süren bu oyunu öğrenmek için her sene imkan buldukça grubun yurt dışındaki etkinliklerini takip ediyorum. Seminerlerin de katkısı ile Rajadhiraja Yoga, Mistisizm, Yeniçağ Kuantum Psikolojisi etüdlerimi "Yoga ve Farkındalık" dersleri vererek paylaşıyorum. Hedefim, günümüz insanının unuttuğu bütüncül, yaratıcı doğasını hatırlamasına katkıda bulunmak.